3/4/2008 - susuyorum.

Yangın yeri gözlerinden düşen
kıvılcımlarla tutuştu
yüreğim…
Önce ağlayan, sonra çığlık çığlık
susan bir ben çıktı
karşına…
Ellerimde titrek harfler
dolanıyor…
Parmak uçlarım buz
kesmiş…
Nefesim öyle yetersiz ki;
ısıtamıyorum
ellerimi…
Yüzümde geceden kalma
gözyaşlarımın izleri
geziniyor…
Her biri derin bir boşluk
oluşturmuş…
Ellerimi üzerinde gezindirirken
parmaklarım kanamaya
başlıyor…
Her yanı kan kokusu sarıyor
sevgili…
Aşkım kan
ağlıyor…
Ben kan
susuyorum…
Sen kan
sunuyorsun…
Ceplerimde dilime yakışmayan biz
kadar susuşlar…
Kimse bilmez ama paylaşılacak
kadar bütünleşmemiş bir aşkın susuşlarıydı
bunlar…
Anlattığım kadar, hatta daha
fazlaydı seni
susuşum…
Her an senleşerek geçti bu
günler…
Dilime dolanmış tek bir cümle
gibiydin…
Gerisini getiremediğim, azıma
tıkanıp kalan bir
cümle…
Duymak isteyen çoktu seni ve
bilmek isteyen çoktu
içimi…
Fakat ben sustum kimse duyamadı
seni ve sen yoktun kimse bilemedi
beni…
Birbirimizi tutsak ettik
yokluğumuza…
Ben sensizlikle paylaştım seni,
sen bensizliğin tadına bile varamadan sustun
beni…
Bu nasıl bir zıtlık
sevgili?
Ve ben böylesi nasıl sevebildim
seni?
Bir ses uyanıyor
semadan…
Çığırından çıkmış yokluğuna isyan
edercesine
haykırıyor…
Bomboş bir hayatın
ucunda
Sıyrık düşüncelerle sana
sesleniyorum…
Ellerimde karanlık, faili meçhul
seni sevmelerin ipuçları
geziniyor…
Ben demeye kalmadan her yanımı
sensizlik
sarıyor…
Geceyi büyüten o suskun
bakışından sabahın son demine
sığınıyorum…
Üşüyorum…
Bir yorgan deyip üzerime örttüğün
demli gözlerin ısıtmıyor; daha çok titretiyor
bedenimi…
Kan revanım bu diyarda
sevgili…
Her dem
hüzün…
Her dem
sensizlik…
Alışılmış bir ben değil çevremde
dolanan…
Leyla diyorlar, garip diyorlar,
suskun diyorlar artık
bana…
Ah bal tadındaki bu
sevda!..
Bir bilinmezin gözlerinden sızan
ışık, yollarımı aydınlatır
şimdilerde…
Aşkın varlığımı perişan edip
yokluklara
gömerken
O elleriyle gülücükler çizmeye
çalışıyor yorgun
suretime…
Ceset ceset üzerimizden ne kadar
aşk geçse de
Yılmadan, susuşların suskunluğa
boyandığı an
için
Birlikte savaşıyoruz
sensizlikle…
Ne göründüğüm kadar kelimelere
sahibim bu
satırlarda
Ne de kelimelerim benden kalan
tek şey sana…
Yaşam belirtilerim azalıyor her
geçen gün…
Simam daha çok ölü soğukluğunu
andırıyor…
Anlaşılası güç durumlarda kendime
yetemiyorum…
An geliyor hep
susuyorum…
An gelmiyor an’sız kalıp yok
oluyorum…
Hamallığını yaptığım acıların
ardı arkası
kesilmiyor…
Ayaklarım kelepçesine takılıp
düşerken yüklendiğim o ardı arkası olmayan acılar üzerime
kapanıyor…
Kapı gıcırtılarıyla uyanıyor her
susuşum…
Sevgilinin ”unut beni” demesinden
yıkılıyor
duvarlarım…
Bencilce bir
seviş…
Çıkıntılarla dolu bir
hayat…
Ne çok geç kalmışlığımı
düşünüyorum
sonra…
Çağımın en geride kalmış
kimliğini ben
taşıyordum…
Yine aşkımı yağmalıyorlar
sevgili…
Gel!
Kurtar seni yaban
ellerden…
“içimdesin nasılsa” diyemiyorum
bak!..
Kopartıyorlar seni; dikenli
ellerinin yüreğimi kanattığını
umursamadan…
Kurşuni renklere boyuyor zaman
senliğimi…
Mermiler yağıyor üzerime
yalnızlıktan
yapılma…
Ah
yar!
Böylesi kırıcı olmak zorunda mı
gözlerin?
Devleşen sancılarımı çoğaltma
sevgili…
suRetiMde gaRip ifadeLer
geZiniYor...
içiMde çoğaLan yaRaLara deRmaN
buLamıYoruM...
yoRgunuM...
RuhuMu
suSturuYoruM...
Zayıflığımın son belirtileri; göz
çukurlarıma dolan gözyaşlarım; boğuyor çirkin
suretimi…
Sakat ayaklarım yüzüme gölgeler
çiziyor…
Yüzü koyu gizlenmiş yalnızlığımla
baş başa kalmak istiyorum
olmuyor…
Annemin nefes alamayışının
korkusu sarıyor
gecelerimi…
Bir anda zindan oluyor tüm
geçmişim…
Parmak aralarından sızan ışıkla
yüzsüzlüğümü
nurlandırıyorum…
Duvarlar hep kan öksürüyor
üzerime…
Siması bozuk ve ölmekten yorgun
düşmüş cesetler geçiyor
üstümden…
Sağımda, solumda hesap soracak
münker ve nekir
duruyor…
Ne yana dönsem suretime bir ah
çarpıyor…
Bu susuşların içsiz ve duygusuz
söylemleri çenemi
yoruyor…
Yanı üzere yatan bir beynin
içinden dökülebilecek tüm suçlar
dökülüyor…
Suçları herkes görmezden gelirken
yastığım beynimi suçüstü
yakalıyor…
Gözyaşlarımı alnıma akıtan bir
acının yarasına gözlerini
bastırıyorum…
Gözlerin içime değdikçe yaramın
kabuğu kalkıyor ve en sus biçimde kanamaya
başlıyor…
Nerde soluk bir bez parçası
bulsam etrafına engel diye
sarıyorum…
Ama
gözlerin…
Durmadan yaramı depreştirme
derdinde…
Beklenmedik zaman-sız anlarda
çıkıyorlar
karşıma…
Bakmakla görmek arasındaki farkı
tek senin gözlerinden
anlıyorum…
Böylesi iç yakışların
kıvılcımıydı
gözlerin…
Aşk katili, içimin canına okuyan
suskunluğunun adıydı
gözlerin…
Kelimeler düğümleşti yine
sevgili…
Garip şekiller dönüp dolaşıyor
sularımda…
Gökyüzü ağıtıma ortak olma
derdine düşüyor…
Maviliğini kirleten duman yüklü
kentime lanet edercesine
ağlıyor…
Misafirperver topraklarım da
gözyaşlarını kabul
gününde…
Soluksuz, hiç durmadan çatlamış
dudaklarıyla içiyor gelen
geçeni…
Feryat figan ağlıyoruz
birlikte…
Sonra ruhuma şu anlık cemreler
düşüreni arıyor
ellerim…
Kulaklarımda bir bayram havası
ama içim sus…
Ve ne sussam bilinmezim bana
lanet ediyor
sanki…
Sensizlikteki iç çekişlerimi
yalnız o
dinliyor…
İstemiyorum bu kadar içimin
acılığını
hissetmesini…
Sessiz sessiz yüzümden dökülen
damlaları elimin tersiyle siliyorum ki; düştüklerinde seslerini duyup “bu can
çekişen de neydi”
demesin…
Dinliyorum her dediğini ama yine
susuyorum…
An geliyor kendi acısını
tekbirler getirerek kurban
veriyor…
Ne sorulsa aşktan yana
bilmezliğini öne sürerek kalbini örtbas
ediyor…
Israrcı hareketlerime göz yumup
bana benden de çok
katlanıyor…
Ah bal tadındaki
sevda!
İçimi dışımı
tuttun!
Kendimde geçtim seni
sevdikçe…
Anlayamadım ben senin
acılığını…
Öyle doyumsuz, öyle tatlıydın
ki!
Meğer tutan bir
balmışsın…
Düştükçe içime yok oldum
kendimde…
Bırakmadın beni bana…
Halsiz, mecalsiz kaldım bir
başıma…
Damarlarıma düşüşünle öyle
bağlanmışım ki sana
vazgeçemedim…
Acıttın…
Kanattın…
Susturdun…
Ama öyle tuttun ki beni kopamadım
bir daha…
Şimdi keskin bir mevsim dönüşümü
yaşıyor bedenim…
Bir yanım sonbaharda kalmış, bir
yanımsa hep kış…
Bal içimde yeni yangınlar büyütse
de duygularım hep soğuk, hep
karakış…
Yok sevgili
yok…
Bu aciz beden dayanmaz
daha…
Kafama yerleşen bu dayanılmaz
sancılar sonumu
hazırlamakta…
Belki bu sözleri bir yazının
uydurulmuş satırları gibi
okuyorsun…
Ama öyle değil
sevgili…
Ne yazdıysam bunların hepsi
aşkının bedeli…
Değer mi dediklerine bir cevap da
bu belki…
Benim sana olan
sevdam;
Senin için
basit,
Herkes için
değerli,
Benim içinse; seni en az bu kadar
sevdiğimin
çaresizliğiydi…
Zehra
Öner
|