....EyvAllah.....

22/3/2008 - ah istanbul

Ah İstanbul!
Ne yalanlar dizildi sokaklarına
Sevdamın adını uyuttuğum yaralı kentim
Sevgi dağarcığımda kalan kırıntıları düşürdüm bakışına
Hani ilk gelişimdi sanki kıyılarına
Sana ilk bakışım gibiydi
Ama bilmezi sende ilk seyredişimdi
Ah İstanbul
Yine şahit oldun acılarıma
Sokaklarına düşürdüm yine gözyaşlarımı
Kollarına bıraktım benim olmayan bir sevdalıyı
Saracaksın içine biliyorum
En bulunmaz şefkatinle alacaksın yalnızlığın koynuna
Bir vapur iskelesinde dikileceksin karşısına

Ah be İstanbul!
Bir yolculuktu hayat
Ve birçok yolculuğa gebeydi yarınlar
Yokluğumu bilinmez bir çift gözde görmek içindi bu adımlar
Her adımda binlerce isyan kokar kaldırımlar
Bir güz günüydü yüreğim
Eylül’dü ya hani
Hakkını vererek yaşamalıydım mevsimleri
Hazana uğramaktan yorulmamışım
Ve senden gelen ihanetlere de doymamışım
Sevgimi raylar üzerinde ezerek geliyordum yamacına
İçimde devleşen korkular bile umurumda değildi
Sakin görünen yüreğimde fırtınalar koparken, sen bilmezliği oynuyordun yine
Ne umdum ve ne buldum demiyordum
Ben hiç bir şey ummadım ve bulduğumu hep içimde sakladım
Sancısı tuttuğunda aşkımın azarladım gözlerimle
Hissine yenik düşmekten kaçtım
Yokluğumu gözlerinde görecek kadar yakındım sana
Oysa ne uzaktı yüreğin
Kilometrelerce uzaktayken öyle yakın hissederdim ki
Sanki uzansam tutunacaktım ellerini
Ama sen bir kez daha vurdun yüzüme gerçeği
Duymak istediklerini yazamıyorum
Ellerim gitmiyor ayrılık harflerini yazmaya
Bu yük ağır geliyor bilmezim
Anlamadın, anlatamadım bir türlü
Umduğun içimde bitişini görmekti
Bir kibritin ucuna sıkıştırmaktı tüm geçmişi
İnkâra yeltenen kızgın bakışınla savrulmamdı istediğin
Yaslı yüreğimi ezerek gitmekti tek dileğin
İşte şimdi yutuyorum dilime gelen tüm sözleri
Ne demeye gelecek bu satırlar
Git diyemem ben sana
Ne olur bunu isteme benden
Anladım sensizlik yazılıymış kaderde
Sadece usulca durayım yüreğinde
Acıtmadan, kanatmadan ve kanattığını duyurmadan

Ah sevdamın kara kuyusu kentim
Ne yaşandıysa kaldı ardımda
Banklar üzerinde gövdesini bıraktım
Bakışları bilmem hangi suratta
Elinin sıcaklığını sakladım avucumda
Susuşlarıysa hep bir çizik olarak döndü bana
Yan yana oturmuş iki yabancıydık nasılsa
Ben hiç sevmemiştim İstanbul
O da hiç görmemişti sevgisiz gözlerimi
Kimdim, neciydim bu hayatta
Ah İstanbul
Sevmenin değil, sevmek duygusunun haram olduğunu öğretti hayat bana
Beceremedim sevmeyi
Bilemedim bu duygunun gelmişini, geçmişini
İstasyon kenarına bırakıp, yetimliğe ve öksüzlüğe terk ediyorum sevgimi
Hakkım yok yaşamaya
İnzivaya çekiliyorum şimdi

Kelimelerimi eritti yalnızlık harfleri
Odağında kalan bir yığın çizgisi kuruntuların
Harf harf, hece hece yar’sızlık düşer gecemin koynuna
Matemine düşürür her gece sessiz kalarak
Bu gönül limanımda ne arıyorsun diye soramam
Elinde gitmeye hazır bir susuşla bekler sadece
Sebebini gözlerine sorsam yaşlar yuvarlanırdı
Ama senin dilin hep sustu yar
Hep başını salladın “ne var?”dercesine
Yoktum işte anlasana, yoktum!

Simsiyah bulutlar kapladı kentimi
Yüreğimdeki yasa ortak olma derdine düştü kâinat
Issız duraklardan geçip giden can’sız bedenime sığdıramadım hayalini
Matemine uyandım diyemiyorum; çünkü uyumadı bedenim
Her zerrem kıvrandı yokluğunla
Aldığım nefes zehir oldu, verdiğim nefes zıkkım
Odamı boğdu oksijensiz yaşayışım
Etrafımdaki canlılar renksiz kaldı bir anda
Gözlerimden dökülen damlalar kor gibi yaktı her yanımı
Silinesi bir isim değildi İstanbul!
İşlemişti içime

Ah yar
Gitme benden, ben kendimden gitmeden
Daha fazla düşürme yoruldum
Dizlerimdeki yaralar geçmiyor
Kan kokusunu hazmedemiyorum artık
Damarlarım kan öksürdükçe Azrail’e sesleniyorum
Gelmeyecekti biliyorum ama ihtimallere muhtaç kalmıştım
Belkilerle avutuyordum kendimi ve yangın sönmedikçe ahlar kapladı dilimi

Neden sustuğunu hiç anlayamadım yar
Hep farklı anlamlar taşıdığını düşündüm ama bir türlü gerçeğini bulamadım
Söylemedin, hep esirgedin susmaktaki gizini
Şimdi “ben miydim susan” diye soruyorsun belki de
İspatı gözlerinde

Ah İstanbul!
Suçluyum biliyorum
Olmadık anlarda getirdim seni aklıma
İhanete maruz kaldın düşüncelerimde
Senden başkasını sevmemeliymişim anladım
Ne olur sen de vurma artık yüzüme!
Bak görüyorsun tarumarım
Soluk soluğa koştuğum yollarında çıkacak bu canım
Geleceğim Karaca Ahmet’in ıssız karanlığına
Sığınağım olacak kara topraklar
İnfazı gecikmiş ömrümün son törpülerini mezar taşlarında bulacak beni arayanlar
Her mezar başında bir sır çözülecek ellerimden
Tırnaklarıma dolan matem kokusunu ağaç kavuklarına bırakacağım
Ah İstanbul!
Şimdi nasıl acıyor canım bir bilsen
Gittiği an kaldı sahnemde
Yabancı gözler ardında bir oyuncu
Baka kaldım giden ben olmama rağmen
Geride bıraktığım öyle çok söz vardı ki duymadı hiçbirini
Duymamak, görmemek ve bilmemek içindi gelişi
Hissetmedi yuttuğum lokmaların kursağıma dizilişini
Orucumu aşk’sızlık tutmuştu sanki
Açlık değildi bendeki
Öylesine bir doygunluk kapladı midemi
Sanki yesem helal olmayacak gibi
Her şey masada yarım kalmıştı tıpkı biz gibi
Yarımlıkla başlamıştı bu oyun
Yarımdı, yarımdık ikimizde
Tamlaşamayacak kadar dağılmıştı parçalarımız
Aşkzede kalplerimizin hasarı büyüktü
Geçmeyecekti bu izler
Yüreğinin zırhı ummandı
Ve o ummanda bilinmezdi ne çektiği
Nedenini bilmediğim bir infazın kurbancısıydı elleri
Mahkûmdum susmaya
Aşkla yanan kalbine dokunamıyordum
Üsküdar şahitti yaşananlara
İçinden bile sakladığı o sevgiye sen şahittin İstanbul!
Ne yana baktıysa o oldu bakışında
Öyle bir o(ydun) ki İstanbul, dayanmıyordu kalp ağrıları bu oluşa
Koskoca denizin bile temizlemeye yetmezdi yürekteki ihaneti
Ama göz değmişti ya bir kere gözlerine, en büyük ihanetler bile gözden ırakta sefilleşirdi

Şimdi benden uzakta kalmak yetişti imdadına
Uçurum kıyısına odaklayıp idama terk ettin bedenimi
Düşsem ölüm kucaklar beni bilirim
Ama dik durmam için çelik halatlar geçirdin boynuma
Yokluğunun ağırlığı yetmezmiş gibi bir de yeni yok oluşlara hedef bıraktın bedenimi
Şimdi iki kapı bıraktın önümde
Biri, sonsuza kadar içimde saklı kaldığını kimselere söylemeden yalnız bir sensizliğe, diğeri bir yüreğe sokulup sensizlikle birlikte bilmediğim bir hayatın ortasında yaşamaya açılıyor.
Her iki kapıdan da geçmeden ölüme kucak açıyorum ve susuyorum

21.09.07
zehra öner
Yorum (0) :: Bağlantı

22/3/2008 - İstanbul koydum adını

 

İstanbul koydum adını
Sormadım sana gelirken
Ellerimde biriken yoksulluk tanelerini dağıttım yollarında
Dizleri üzerine çökmüş soylu yalnızlığıma suskunluğu biçtim
Bakışlarımdaki derinliğe gömdüm suretindeki yabancılığı
Akreple yelkovan arasında bir boşluğa düştü sözlerim
İstanbul koydum adını sevgili
Kimi zaman hasret, kimi zaman vuslat oldun
Ne zaman ne yaşatacağın belli olmadı
Yüreğinde sefa sürerken gözlerinde cefa gördüm
Mağlup düştüm saldırılarına
Ama yılmadım seni sevmekten
İstanbul koydum adını
Kördüğüm gecelerin İstanbul yalnızlığı
Mektupların sol yanına sıkıştırılmış hasret sözlerim
Kanlı düşüncelerden soyutlamak için beynimi uzandım kollarına
Sevmeyi tattım sende
Kalp çarpıntılarımı hissettim ilk kez Sultan Ahmet’te
Yolların hep hüzün mü kokardı İstanbul?
Yürüdükçe korunaksız kaldı duygularım
Zerresine mahal vermezdim dokuz harflik susuşların
Oysa şimdi unutuldu suskunluğa dair tüm haykırışlarım
Çizdiğim karakalem resimlerimde kaldı ela’l gözleri
Küçük tabletler halinde yuttum ismindeki harfleri
Şimdi İstanbul koydum adını sevgili
Parmaklarımdan süzülen kelimeler yokluğuna sürükleniyor
Ketum bir aşk acısını omuzlarıma yükledin
Hamalı olmuştum sensizliğin
Nereye kadar taşıyacağım bilinmezdi
İzleri derinleştikçe gözlerimi terk ediyordu gözyaşlarım
Zulamda pişmemiş, çiğ kalmış anılarım

İçimi yaktığın günleri ezberimden çıkarıyorum her gece
Cam kenarlarında ıslak kanatlarıyla titriyor benden almadığın aşkım
Ne seni, ne de sensizliği bilmezdim ben
Oysa şimdi dibine kadar yokluğunu yaşıyorum
Adın İstanbul’du sevgili
Hep uzak, hep hasret, hep özlem, hep gözyaşıydın bana
Yalansız, riyasızdı sana olan bağlılığım ama sen hep vurdun hançerini
Bir kere olsun göstermedin güler yüzlü kıyılarını
Hırçındın, dayanıksızdın
Bir kere tatmıştın ya vefasız yârin ihanetini
Şimdi o ihanetin bedelini ödetiyordun sana olan sevdama
Helaldi çektiğim çile
Sevdam da helal oldu İstanbul’a

Adını İstanbul koydum sevgili
Sinemi kaplayan pervasız yokluğun banklar üzerinde bıraktığın hayalini eskitiyor
Düşümde uzayıp giden mutluluk tabloları düşerken duvarlarımdan
Eylül kadar soğuk ve boş kalıyorum
Yastığa mahkûm kalan yaşlarımı rüzgârınla kurutmak istedikçe ters yöne esiyorsun
Toprak kadar verimli oluyor acıları sunuşun
Rengi atmış bir bedene yangınları giydiriyorsun
Ve bu yangınlar ortasında kız kulesi kadar asil duruyorum
Gıkım çıkmaz ve hiçbir kaldırım hissetmez çektiğim acıları
Durgun gün batımına emanet edip; bir İstanbul sabahına daha açsın gözlerini diye yumuyorum sevdamın gözlerini
Ninnisi notasız ezgilerden bir demet olur
Sözünü,bestesini uykularda yapar ve boğar tüm sessizliği…

Kirpiklerimde asılı kalan hayalini izliyorum
Ne kadar da masum, ne kadar da bendesin
Takatten yoksun bedenimin koluna girmişsin
Sürüklenerek geçtiğim caddeleri bir de yamalı eteğimle sen süpürüyorsun
Her yanım İstanbul kokuyor ama İstanbul hala bana lanet edercesine canımı yakıyor
Yanlış mı yaptım adını İstanbul koymakla?
Kalbimde geliştiğin sürede başka isim mi bulsaydım yoksa?
Sen içime düştüğünde adın yar’dı
Adın sevdaydı
Büyümeni beklemesem de olurdu; çünkü sen aşkın en yalın haliyle yerleşmiştin kalbime
Gözlerin ummandı sanki
Geçtikçe derine dalıyordum
Upuzun bir yoldun önümde
Gözlerimi yummuşum, yalnızca yüreğini izliyordu adımlarım

Gülüşüne hayranlığımı anlatamazdı kelimelerim
Sen bir gülerdin gözlerime bayram esintileri gelirdi
Dişlerinin arasından sızan ışık aydınlatırdı tüm karanlık yanlarımı
Doyumsuzdu sana bakmak
Tıpkı İstanbul’a baktığım gibi

Neden böylesi sevdim seni yar?
Neydi senden gelen esintileri göz ardı edemeyişim
Hadi İstanbul fethiydi kalbimin
Bir kız kulesi yalnızlığım, yere batan sarnıcında küflenmiş duygularım, galata kulesinde hasretini yoğurduğum gözyaşlarım vardı
Peki, sende yaşadığım neydi?
Neden böylesi İstanbul oldun bende?
Gözlerinin haresiyle dağladın yüreğimi
Saçlarının dalgasını vurdun kıyılarıma
Bedenin sanki Marmara denizi
En şefkatli duygularınla açmışsın kollarını
Bir düşsem tutacaksın ellerimi
Saracaksın maviliğine ve temizleyeceksin alabora olmuş tüm renklerimi
Ama bu nedenler yetmez seni bu kadar sevişime
Sorumun cevabına bunlar az gelir
İstanbul olmak kolay değil sevgili
Bir bedeli vardır İstanbul olmanın
Sen hangi bedeli ödedin de böylesine İstanbul oldun gözlerimde?
Ne yaşadım sokaklarında?
Neye ağladım, neye güldüm, neye saplandım zamansızca?

Ah yar!
İstanbul koydum adını
Talan olmuş gönül bahçemde yetişmeyecek bir daha rengârenk güller
Nil suları ıslatsa bile açılmayacak hiç biri
Sır gibi kalacak kupkuru dallarında açılmayan renkleri
Ben dikenleriyle kanattığım ellerimden kırmızı hediyeler sunacağım her birine
Damarlarımın kustuğu kadar feda edeceğim kendimi
Aylardan Haziran olacak bir anda
Nihavent bir makamla geçecek yılların çektirdiği acılar
Bir kuyu karartısında büyüyen yetimliğimi Mısır’a sultan yapacaklar
Yusuf bakışında eriyecek yüreğimde hasretinle oluşan buzullar

İstanbul koydum adını İstanbul kalacaksın
Hak etmesen de, bir gün Fatih’in olarak gelip fethetmek için seni, surlarına sevdamın bayrağını dikmek için dörtnala koşan atımla varacağım sınırlarına
Koyun koyuna uyuyan düşmanlarını ölüme hapsedip aşk kapılarını açacağım
Yalnızlığa dolanmış saç tellerimi halicin en ücra köşelerinde düğümleyeceğim
Şehir eşkıyalarının gözlerinde intihar edip sensizliğimi bütün bedenimle sen’in rengine boyanacağım
İstanbul koydum adını
İstanbul kalacaksın
26.09.2007
zehra öner
Yorum (0) :: Bağlantı

22/3/2008 - sen yoksun diye

Sen yoskun diye sığınıyorum karanlıklara…
Dokunduğum her çiçek kuruyor avuçlarımda…
Uzandığım dallar kırılıp beni boşluklara yuvarlamakta
Sen yoksun diye bu ağrılarım
Düştüğüm gönüllerde kendime yer bulamayışım
Sen yoksun ya herkes acıyarak bakıyor ey sevgili
Sensiz diyorlar adıma
Şefkatine sığındığım
Canım,cananım,sultanım
Hani asırlar öncesinde bir haber yollamıştın ya
“beni görmeden seven kardeşlerim” dedin ya
Bu acımasız zamanda, vefasızlığın üzerime çullandığı anlarda senin o sözün gelri aklıma…
Gözlerinin bakışına dahi layık olmayan bir can var sensizliğin ortasında
Yoksun ya viran olmuş bütün geceler
Hazan değdi şakaklarıma
Alnımda izleri derin yaralar
Tuzlu gözyaşlarım acıtıyor ey sevgili, kanatıyor…
Yoksun ya sahipsiz diye talan ediyorlar yüreğimi
Sözlerimi susturuşumla alay ediyorlar yüreğimi
Sen yoksun ya günahların kursağında diziliyorum sanki
Bir kerede yutacak bu zavallı bedenimi
Nefsim yakama yapıştı alacaklı gibi bırakmıyor peşimi
Oy sevgili…
Sensizliğin kuyularında yusuf’um, çöllerde hasretinle eriyen kays’ım, sevdanla eriyen leyla’yım ey nebi…
Sen yoskun dedirtme ne olur!
Dayanıksızım…
Yoruldum…
Hiç değilse cennette o nur yüzünle beni de, beni de buluştur…


zehra öner

09.03.2008
22:30
Yorum (0) :: Bağlantı

<- Son Sayfa :: Sonraki Sayfa ->

Hakkımda

zehra öner/in yüreğinden yansımalar

Kategoriler

  • zehra oner denemeleri
  • zehra oner siiirleri
  • Arkadaşlarım

    esrariask
    cemrenur991
    aksehiralp
    cangibimsustum