
Ah İstanbul!
Ne yalanlar dizildi sokaklarına
Sevdamın adını uyuttuğum yaralı kentim
Sevgi dağarcığımda kalan kırıntıları düşürdüm bakışına
Hani ilk gelişimdi sanki kıyılarına
Sana ilk bakışım gibiydi
Ama bilmezi sende ilk seyredişimdi
Ah İstanbul
Yine şahit oldun acılarıma
Sokaklarına düşürdüm yine gözyaşlarımı
Kollarına bıraktım benim olmayan bir sevdalıyı
Saracaksın içine biliyorum
En bulunmaz şefkatinle alacaksın yalnızlığın koynuna
Bir vapur iskelesinde dikileceksin karşısına
Ah be İstanbul!
Bir yolculuktu hayat
Ve birçok yolculuğa gebeydi yarınlar
Yokluğumu bilinmez bir çift gözde görmek içindi bu adımlar
Her adımda binlerce isyan kokar kaldırımlar
Bir güz günüydü yüreğim
Eylül’dü ya hani
Hakkını vererek yaşamalıydım mevsimleri
Hazana uğramaktan yorulmamışım
Ve senden gelen ihanetlere de doymamışım
Sevgimi raylar üzerinde ezerek geliyordum yamacına
İçimde devleşen korkular bile umurumda değildi
Sakin görünen yüreğimde fırtınalar koparken, sen bilmezliği oynuyordun yine
Ne umdum ve ne buldum demiyordum
Ben hiç bir şey ummadım ve bulduğumu hep içimde sakladım
Sancısı tuttuğunda aşkımın azarladım gözlerimle
Hissine yenik düşmekten kaçtım
Yokluğumu gözlerinde görecek kadar yakındım sana
Oysa ne uzaktı yüreğin
Kilometrelerce uzaktayken öyle yakın hissederdim ki
Sanki uzansam tutunacaktım ellerini
Ama sen bir kez daha vurdun yüzüme gerçeği
Duymak istediklerini yazamıyorum
Ellerim gitmiyor ayrılık harflerini yazmaya
Bu yük ağır geliyor bilmezim
Anlamadın, anlatamadım bir türlü
Umduğun içimde bitişini görmekti
Bir kibritin ucuna sıkıştırmaktı tüm geçmişi
İnkâra yeltenen kızgın bakışınla savrulmamdı istediğin
Yaslı yüreğimi ezerek gitmekti tek dileğin
İşte şimdi yutuyorum dilime gelen tüm sözleri
Ne demeye gelecek bu satırlar
Git diyemem ben sana
Ne olur bunu isteme benden
Anladım sensizlik yazılıymış kaderde
Sadece usulca durayım yüreğinde
Acıtmadan, kanatmadan ve kanattığını duyurmadan
Ah sevdamın kara kuyusu kentim
Ne yaşandıysa kaldı ardımda
Banklar üzerinde gövdesini bıraktım
Bakışları bilmem hangi suratta
Elinin sıcaklığını sakladım avucumda
Susuşlarıysa hep bir çizik olarak döndü bana
Yan yana oturmuş iki yabancıydık nasılsa
Ben hiç sevmemiştim İstanbul
O da hiç görmemişti sevgisiz gözlerimi
Kimdim, neciydim bu hayatta
Ah İstanbul
Sevmenin değil, sevmek duygusunun haram olduğunu öğretti hayat bana
Beceremedim sevmeyi
Bilemedim bu duygunun gelmişini, geçmişini
İstasyon kenarına bırakıp, yetimliğe ve öksüzlüğe terk ediyorum sevgimi
Hakkım yok yaşamaya
İnzivaya çekiliyorum şimdi
Kelimelerimi eritti yalnızlık harfleri
Odağında kalan bir yığın çizgisi kuruntuların
Harf harf, hece hece yar’sızlık düşer gecemin koynuna
Matemine düşürür her gece sessiz kalarak
Bu gönül limanımda ne arıyorsun diye soramam
Elinde gitmeye hazır bir susuşla bekler sadece
Sebebini gözlerine sorsam yaşlar yuvarlanırdı
Ama senin dilin hep sustu yar
Hep başını salladın “ne var?”dercesine
Yoktum işte anlasana, yoktum!
Simsiyah bulutlar kapladı kentimi
Yüreğimdeki yasa ortak olma derdine düştü kâinat
Issız duraklardan geçip giden can’sız bedenime sığdıramadım hayalini
Matemine uyandım diyemiyorum; çünkü uyumadı bedenim
Her zerrem kıvrandı yokluğunla
Aldığım nefes zehir oldu, verdiğim nefes zıkkım
Odamı boğdu oksijensiz yaşayışım
Etrafımdaki canlılar renksiz kaldı bir anda
Gözlerimden dökülen damlalar kor gibi yaktı her yanımı
Silinesi bir isim değildi İstanbul!
İşlemişti içime
Ah yar
Gitme benden, ben kendimden gitmeden
Daha fazla düşürme yoruldum
Dizlerimdeki yaralar geçmiyor
Kan kokusunu hazmedemiyorum artık
Damarlarım kan öksürdükçe Azrail’e sesleniyorum
Gelmeyecekti biliyorum ama ihtimallere muhtaç kalmıştım
Belkilerle avutuyordum kendimi ve yangın sönmedikçe ahlar kapladı dilimi
Neden sustuğunu hiç anlayamadım yar
Hep farklı anlamlar taşıdığını düşündüm ama bir türlü gerçeğini bulamadım
Söylemedin, hep esirgedin susmaktaki gizini
Şimdi “ben miydim susan” diye soruyorsun belki de
İspatı gözlerinde
Ah İstanbul!
Suçluyum biliyorum
Olmadık anlarda getirdim seni aklıma
İhanete maruz kaldın düşüncelerimde
Senden başkasını sevmemeliymişim anladım
Ne olur sen de vurma artık yüzüme!
Bak görüyorsun tarumarım
Soluk soluğa koştuğum yollarında çıkacak bu canım
Geleceğim Karaca Ahmet’in ıssız karanlığına
Sığınağım olacak kara topraklar
İnfazı gecikmiş ömrümün son törpülerini mezar taşlarında bulacak beni arayanlar
Her mezar başında bir sır çözülecek ellerimden
Tırnaklarıma dolan matem kokusunu ağaç kavuklarına bırakacağım
Ah İstanbul!
Şimdi nasıl acıyor canım bir bilsen
Gittiği an kaldı sahnemde
Yabancı gözler ardında bir oyuncu
Baka kaldım giden ben olmama rağmen
Geride bıraktığım öyle çok söz vardı ki duymadı hiçbirini
Duymamak, görmemek ve bilmemek içindi gelişi
Hissetmedi yuttuğum lokmaların kursağıma dizilişini
Orucumu aşk’sızlık tutmuştu sanki
Açlık değildi bendeki
Öylesine bir doygunluk kapladı midemi
Sanki yesem helal olmayacak gibi
Her şey masada yarım kalmıştı tıpkı biz gibi
Yarımlıkla başlamıştı bu oyun
Yarımdı, yarımdık ikimizde
Tamlaşamayacak kadar dağılmıştı parçalarımız
Aşkzede kalplerimizin hasarı büyüktü
Geçmeyecekti bu izler
Yüreğinin zırhı ummandı
Ve o ummanda bilinmezdi ne çektiği
Nedenini bilmediğim bir infazın kurbancısıydı elleri
Mahkûmdum susmaya
Aşkla yanan kalbine dokunamıyordum
Üsküdar şahitti yaşananlara
İçinden bile sakladığı o sevgiye sen şahittin İstanbul!
Ne yana baktıysa o oldu bakışında
Öyle bir o(ydun) ki İstanbul, dayanmıyordu kalp ağrıları bu oluşa
Koskoca denizin bile temizlemeye yetmezdi yürekteki ihaneti
Ama göz değmişti ya bir kere gözlerine, en büyük ihanetler bile gözden ırakta sefilleşirdi
Şimdi benden uzakta kalmak yetişti imdadına
Uçurum kıyısına odaklayıp idama terk ettin bedenimi
Düşsem ölüm kucaklar beni bilirim
Ama dik durmam için çelik halatlar geçirdin boynuma
Yokluğunun ağırlığı yetmezmiş gibi bir de yeni yok oluşlara hedef bıraktın bedenimi
Şimdi iki kapı bıraktın önümde
Biri, sonsuza kadar içimde saklı kaldığını kimselere söylemeden yalnız bir sensizliğe, diğeri bir yüreğe sokulup sensizlikle birlikte bilmediğim bir hayatın ortasında yaşamaya açılıyor.
Her iki kapıdan da geçmeden ölüme kucak açıyorum ve susuyorum
21.09.07
zehra öner