....EyvAllah.....

2/4/2008 - Git!...



Git!…
Alnımda yazan adın aşkına git…
Ben bakarım aşkımın çaresine…
Sen hiç hiç olmamışsın ki bende…
Git!…
Ne olur git!…
Yorma artık sensizliğimi…
Umutlandırma her çırpınışta yere çakılan sevgimi…
Duramadık bir aşk boyu sözümüzde…

Git!
Allah aşkına görünme gözüme…
Ardından bir süre bakarım…
Oda yetmez birkaç gün ağlarım…
Düşerim,kalkarım yine dayanırım…

Git!
Zemheri bir zaman bırak ardında…
Alev alev üşüyeyim…
Canıma tak etsin yokluğun…
Git!
Korkmam ben karanlıklardan…
Elimde kalan yüzünün sıcaklığı aydınlatır yollarımı…
Gözlerinle bakarım aynalara…
Farkına varmaz kimse…
Yüzümde asılı kalır hep gülmelerin…
Git ne olur git!
Kaldıkça daha çok parçalıyorsun içimi…
Varlığın bir çığ gibi düşüyor sensizliğime…
Erteleyemiyorum seni sevmelerimi…
Her an demleniyorsun içimde…


Çocuktu sana olan sevgim…
Şefkat ocağı gözlerine kandı yetimliğim…
Büyüdükçe büyüdü…
Bedenime sığmaz oldun…
Hep bir beden büyük geldin…
Şimdi git!
Uçan martılara bakar gibi izlerim seni…
Avuçlarımda biriken gözyaşlarımı yollarım ardından…
Bana zor gelen hiçbir acı yok!
En çok konuştuğum kadar susarım seni içimden…
Harf harf,hece hece silerim sana olan şiirlerimi…
Git!
Ardından bir süre bakarım…
O da yetmez birkaç gün ağlarım…
Divane olur gezerim çıplak kaldırımlarda…
Uğradığın tüm duraklara el sallarım…
Gördüğüm her kişi sen olsa da yokluğunda…
Biraz da gözüm kapalı yaşarım…
Hayalin gitmez benden yangınım…

Git!...
Kızgın ırmaklarda boğulayım…
Kalabalık yalnızların içine dalayım…
Sakın el uzatma!..
Kurtarma beni batayım…
Yetişsin bana ölüm meleğim ki;kurtulayım…


Git!...
Tüm kapıları kapatırım üzerime…
Başımı gömerim yastığımın en çukur yerine…
Dedim ya zor gelmez bana hiç bir şey…
Sensizlik en çekilmez zorluktur kalbime…
Daha çok sızlatma beni yoruldum…
Kim bilir kaç sensizlik daha sırada…
Dayanabildiğim kadar değildi ki yokluğun…
Şimdi de git!
Git ki yokluğun gerçek olsun!…

zehra öner

Yorum (0) :: Bağlantı

31/3/2008 - sen...

SEN...


Sen deyince bildiğim bütün sözler uçuyor hafızamdan.
‘’Sen’’ diyorum gerisini getiremiyorum…
Bulamıyorum sen’den başka...
Sen’den öncesi de yok sonrası da…
Yalnızca belleğimde sen…
‘’Sen’’diyorum ve susuyorum…
Söylenebilecek tüm sözler korkup kaçıyor sen’den…
Ya sen’den sonrasına yakışmazlarsa…
Evet!
Bilmiyorum sen’den başka bir sen…
Kalbimde sen…
Ruhumda sen…
Dilimde sen…
Duamda sen…
Her yer böylesi sen’ken neden?
Neden sen?
Neden ben?
Dört duvarımın adı sen…
Açtığım her kapı sen…
Girdiğim her oda sen…
Adım adım sen…
Nefes nefes sen…
Peki her yer böylesi sen’ken…
Neden sensizim ben?
Neden…
Sensizim ben?.. Zehra öner (15.07.2006 00:01)

Yorum (0) :: Bağlantı

23/3/2008 - ya leyteni kuntu turaba

Aşk şarabıymış bu kadehte sunulan
Dünyada yokmuş bu acıyı tatmayan
Leyla’sı , Züleyha’sı olan bir garip can
Leyla olamadım ya;”ya leyteni kuntu turaba”

Çarmıha gerilen bir özge can kaldım
Görülmedi böyle içimden yandım
Sitem etmedim o can’a sen ne yaptın
Söyletme başka sadece;”ya leyteni kuntu turaba”

Firakına hapsetti usulca bu bedeni
Bakışını sapladı içime Lal etti dilimi
Musalla taşında da gördüğünde sen beni
Sus! Ben artık;”ya leyteni kuntum turaba”

Ben İnşirah umudunda, Sen Yasin suskunlunda
Ellerim, gözlerim,her zerrem O’na duada
Ya Rabbi bu can Senden ırak bir can olacaksa
Şimdi duam bu ki;”ya leyteni kuntu turaba”

Aşkımı ikrar edip sundum yar kapısına
O dedi; yok ol bu aşk fazladır bana
Bakışımdan pay çıkaran selim bir edayla
Git dedi işte;”ya leyteni kuntu turaba”

Zamandan, mekândan muaf tuttum ben sevgimi
Varlık âleminden çektim elimi eteğimi
Şimdi vuslata ermek için ey sevgili
Duam budur;”ya leyteni kuntu turaba”
zehra öner
Yorum (0) :: Bağlantı

22/3/2008 - Kala Kaldım Ardında

 

 

Kala Kaldım Ardında
Sesler sustu…
Çıt yok artık…
İçimde fırtınalar koparken her yanı sessizliğin kapladı…
Gidiyordun işte…
Bir hasret daha katıyordun yorgun ömrüme…
Günleri, geceleri, ayları yokluğunla ödüllendiriyordun…
Nasıl katlanılırdı sensizliğe daha öğrenmemiştim oysa…
Gidiyordun işte…
Kenti ve yüreğimi yaslara boğarak gidiyordun…
Sokaklar soğuk bakıyordu…
Suretim yabancılaşıyordu herkese…
Gözlerime dolan gözlerinle gidiyordun işte…
“Ağlama! ” diyordun ”ağlama! ”
Peki, nasıl söner içimdeki bu yangın?
Nasıl dindiririm acılarımı?
Uzaklığın yakınlaşıyordu bir nebze ama daha büyük ayrılık giriyordu aramıza…
Düşlerime dolan hayalin yeter mi gönlümü avutmaya?
Yeter mi senden kalan bir yığın susuş kulaklarımı doldurmaya?
Yetmez ey yetmez!
Ruhumda cemreler bitti bir anda…
Düşmüyorlar artık, cananıma…
Sığ suların serinliğinde susuzluğa kanan dudaklarım kan tükürüyor bak!
Çığlık çığlık ahım kaplıyor her yeri…
Gözlerim dökülüyor yerlere gözyaşı niyetine…
Göremiyorum sensizlikten başka hiç bir şey…
Gidiyorsun işte…
Bir bir veda sözcükleri dolanıyor dilinde…
Kaçırmaya çalıştığın gözlerinden akan yaşlar gölleşiyor içimde…
Zaman hızını kesmiyor ve sen gidiyorsun işte…

(12.04.2007)

Zehra Öner

 

Yorum (0) :: Bağlantı

22/3/2008 - ah istanbul

Ah İstanbul!
Ne yalanlar dizildi sokaklarına
Sevdamın adını uyuttuğum yaralı kentim
Sevgi dağarcığımda kalan kırıntıları düşürdüm bakışına
Hani ilk gelişimdi sanki kıyılarına
Sana ilk bakışım gibiydi
Ama bilmezi sende ilk seyredişimdi
Ah İstanbul
Yine şahit oldun acılarıma
Sokaklarına düşürdüm yine gözyaşlarımı
Kollarına bıraktım benim olmayan bir sevdalıyı
Saracaksın içine biliyorum
En bulunmaz şefkatinle alacaksın yalnızlığın koynuna
Bir vapur iskelesinde dikileceksin karşısına

Ah be İstanbul!
Bir yolculuktu hayat
Ve birçok yolculuğa gebeydi yarınlar
Yokluğumu bilinmez bir çift gözde görmek içindi bu adımlar
Her adımda binlerce isyan kokar kaldırımlar
Bir güz günüydü yüreğim
Eylül’dü ya hani
Hakkını vererek yaşamalıydım mevsimleri
Hazana uğramaktan yorulmamışım
Ve senden gelen ihanetlere de doymamışım
Sevgimi raylar üzerinde ezerek geliyordum yamacına
İçimde devleşen korkular bile umurumda değildi
Sakin görünen yüreğimde fırtınalar koparken, sen bilmezliği oynuyordun yine
Ne umdum ve ne buldum demiyordum
Ben hiç bir şey ummadım ve bulduğumu hep içimde sakladım
Sancısı tuttuğunda aşkımın azarladım gözlerimle
Hissine yenik düşmekten kaçtım
Yokluğumu gözlerinde görecek kadar yakındım sana
Oysa ne uzaktı yüreğin
Kilometrelerce uzaktayken öyle yakın hissederdim ki
Sanki uzansam tutunacaktım ellerini
Ama sen bir kez daha vurdun yüzüme gerçeği
Duymak istediklerini yazamıyorum
Ellerim gitmiyor ayrılık harflerini yazmaya
Bu yük ağır geliyor bilmezim
Anlamadın, anlatamadım bir türlü
Umduğun içimde bitişini görmekti
Bir kibritin ucuna sıkıştırmaktı tüm geçmişi
İnkâra yeltenen kızgın bakışınla savrulmamdı istediğin
Yaslı yüreğimi ezerek gitmekti tek dileğin
İşte şimdi yutuyorum dilime gelen tüm sözleri
Ne demeye gelecek bu satırlar
Git diyemem ben sana
Ne olur bunu isteme benden
Anladım sensizlik yazılıymış kaderde
Sadece usulca durayım yüreğinde
Acıtmadan, kanatmadan ve kanattığını duyurmadan

Ah sevdamın kara kuyusu kentim
Ne yaşandıysa kaldı ardımda
Banklar üzerinde gövdesini bıraktım
Bakışları bilmem hangi suratta
Elinin sıcaklığını sakladım avucumda
Susuşlarıysa hep bir çizik olarak döndü bana
Yan yana oturmuş iki yabancıydık nasılsa
Ben hiç sevmemiştim İstanbul
O da hiç görmemişti sevgisiz gözlerimi
Kimdim, neciydim bu hayatta
Ah İstanbul
Sevmenin değil, sevmek duygusunun haram olduğunu öğretti hayat bana
Beceremedim sevmeyi
Bilemedim bu duygunun gelmişini, geçmişini
İstasyon kenarına bırakıp, yetimliğe ve öksüzlüğe terk ediyorum sevgimi
Hakkım yok yaşamaya
İnzivaya çekiliyorum şimdi

Kelimelerimi eritti yalnızlık harfleri
Odağında kalan bir yığın çizgisi kuruntuların
Harf harf, hece hece yar’sızlık düşer gecemin koynuna
Matemine düşürür her gece sessiz kalarak
Bu gönül limanımda ne arıyorsun diye soramam
Elinde gitmeye hazır bir susuşla bekler sadece
Sebebini gözlerine sorsam yaşlar yuvarlanırdı
Ama senin dilin hep sustu yar
Hep başını salladın “ne var?”dercesine
Yoktum işte anlasana, yoktum!

Simsiyah bulutlar kapladı kentimi
Yüreğimdeki yasa ortak olma derdine düştü kâinat
Issız duraklardan geçip giden can’sız bedenime sığdıramadım hayalini
Matemine uyandım diyemiyorum; çünkü uyumadı bedenim
Her zerrem kıvrandı yokluğunla
Aldığım nefes zehir oldu, verdiğim nefes zıkkım
Odamı boğdu oksijensiz yaşayışım
Etrafımdaki canlılar renksiz kaldı bir anda
Gözlerimden dökülen damlalar kor gibi yaktı her yanımı
Silinesi bir isim değildi İstanbul!
İşlemişti içime

Ah yar
Gitme benden, ben kendimden gitmeden
Daha fazla düşürme yoruldum
Dizlerimdeki yaralar geçmiyor
Kan kokusunu hazmedemiyorum artık
Damarlarım kan öksürdükçe Azrail’e sesleniyorum
Gelmeyecekti biliyorum ama ihtimallere muhtaç kalmıştım
Belkilerle avutuyordum kendimi ve yangın sönmedikçe ahlar kapladı dilimi

Neden sustuğunu hiç anlayamadım yar
Hep farklı anlamlar taşıdığını düşündüm ama bir türlü gerçeğini bulamadım
Söylemedin, hep esirgedin susmaktaki gizini
Şimdi “ben miydim susan” diye soruyorsun belki de
İspatı gözlerinde

Ah İstanbul!
Suçluyum biliyorum
Olmadık anlarda getirdim seni aklıma
İhanete maruz kaldın düşüncelerimde
Senden başkasını sevmemeliymişim anladım
Ne olur sen de vurma artık yüzüme!
Bak görüyorsun tarumarım
Soluk soluğa koştuğum yollarında çıkacak bu canım
Geleceğim Karaca Ahmet’in ıssız karanlığına
Sığınağım olacak kara topraklar
İnfazı gecikmiş ömrümün son törpülerini mezar taşlarında bulacak beni arayanlar
Her mezar başında bir sır çözülecek ellerimden
Tırnaklarıma dolan matem kokusunu ağaç kavuklarına bırakacağım
Ah İstanbul!
Şimdi nasıl acıyor canım bir bilsen
Gittiği an kaldı sahnemde
Yabancı gözler ardında bir oyuncu
Baka kaldım giden ben olmama rağmen
Geride bıraktığım öyle çok söz vardı ki duymadı hiçbirini
Duymamak, görmemek ve bilmemek içindi gelişi
Hissetmedi yuttuğum lokmaların kursağıma dizilişini
Orucumu aşk’sızlık tutmuştu sanki
Açlık değildi bendeki
Öylesine bir doygunluk kapladı midemi
Sanki yesem helal olmayacak gibi
Her şey masada yarım kalmıştı tıpkı biz gibi
Yarımlıkla başlamıştı bu oyun
Yarımdı, yarımdık ikimizde
Tamlaşamayacak kadar dağılmıştı parçalarımız
Aşkzede kalplerimizin hasarı büyüktü
Geçmeyecekti bu izler
Yüreğinin zırhı ummandı
Ve o ummanda bilinmezdi ne çektiği
Nedenini bilmediğim bir infazın kurbancısıydı elleri
Mahkûmdum susmaya
Aşkla yanan kalbine dokunamıyordum
Üsküdar şahitti yaşananlara
İçinden bile sakladığı o sevgiye sen şahittin İstanbul!
Ne yana baktıysa o oldu bakışında
Öyle bir o(ydun) ki İstanbul, dayanmıyordu kalp ağrıları bu oluşa
Koskoca denizin bile temizlemeye yetmezdi yürekteki ihaneti
Ama göz değmişti ya bir kere gözlerine, en büyük ihanetler bile gözden ırakta sefilleşirdi

Şimdi benden uzakta kalmak yetişti imdadına
Uçurum kıyısına odaklayıp idama terk ettin bedenimi
Düşsem ölüm kucaklar beni bilirim
Ama dik durmam için çelik halatlar geçirdin boynuma
Yokluğunun ağırlığı yetmezmiş gibi bir de yeni yok oluşlara hedef bıraktın bedenimi
Şimdi iki kapı bıraktın önümde
Biri, sonsuza kadar içimde saklı kaldığını kimselere söylemeden yalnız bir sensizliğe, diğeri bir yüreğe sokulup sensizlikle birlikte bilmediğim bir hayatın ortasında yaşamaya açılıyor.
Her iki kapıdan da geçmeden ölüme kucak açıyorum ve susuyorum

21.09.07
zehra öner
Yorum (0) :: Bağlantı

21/3/2008 - sen yoksun diye

Sen yoskun diye sığınıyorum karanlıklara…
Dokunduğum her çiçek kuruyor avuçlarımda…
Uzandığım dallar kırılıp beni boşluklara yuvarlamakta
Sen yoksun diye bu ağrılarım
Düştüğüm gönüllerde kendime yer bulamayışım
Sen yoksun ya herkes acıyarak bakıyor ey sevgili
Sensiz diyorlar adıma
Şefkatine sığındığım
Canım,cananım,sultanım
Hani asırlar öncesinde bir haber yollamıştın ya
“beni görmeden seven kardeşlerim” dedin ya
Bu acımasız zamanda, vefasızlığın üzerime çullandığı anlarda senin o sözün gelri aklıma…
Gözlerinin bakışına dahi layık olmayan bir can var sensizliğin ortasında
Yoksun ya viran olmuş bütün geceler
Hazan değdi şakaklarıma
Alnımda izleri derin yaralar
Tuzlu gözyaşlarım acıtıyor ey sevgili, kanatıyor…
Yoksun ya sahipsiz diye talan ediyorlar yüreğimi
Sözlerimi susturuşumla alay ediyorlar yüreğimi
Sen yoksun ya günahların kursağında diziliyorum sanki
Bir kerede yutacak bu zavallı bedenimi
Nefsim yakama yapıştı alacaklı gibi bırakmıyor peşimi
Oy sevgili…
Sensizliğin kuyularında yusuf’um, çöllerde hasretinle eriyen kays’ım, sevdanla eriyen leyla’yım ey nebi…
Sen yoskun dedirtme ne olur!
Dayanıksızım…
Yoruldum…
Hiç değilse cennette o nur yüzünle beni de, beni de buluştur…


zehra öner

09.03.2008
22:30
Yorum (0) :: Bağlantı

<- Son Sayfa :: Sonraki Sayfa ->

Hakkımda

zehra öner/in yüreğinden yansımalar

Kategoriler

  • zehra oner denemeleri
  • zehra oner siiirleri
  • Arkadaşlarım

    esrariask
    cemrenur991
    aksehiralp
    cangibimsustum